Sosyal Biliş

Sosyal Biliş
4 Ağustos 2015 tarihinde eklendi, 786 kez okundu.

Sosyal Biliş

Duyu organlarıyla bilgiyi almak, bilgiyi aldıktan sonra bilginin analizini, sentezini yapmak ardından çıktı üretmeye biliş denir. Biliş düşünme sürecidir. Düşünmeyle ilgili her şey biliştir.

Piaget’in bilişsel gelişimine baktığımızda; insanlar bilgiyi belleğe alıp işlemlerden geçirir ardından çıktı(problem çözme, yaratıcılık gibi.) üretir. Tüm bunların hepsine biliş denir.

Fiske’ye göre insanlar bilişsel olarak cimridir. Uzun işlemler yapmak istemezler. İnsanlar bilgi toplarken cimridir. Bu bilgileri zihinde birleştirirken uzun uzun analiz, sentez yaparak birleştirmezler. Çıktı üretirken tekrar tekrar düşünmezler. İnsanlar hızlı bir şekilde işlemleri yapıp kurtulmak isterler.

Sosyal süreçler; bireylerin düşünme kapasitelerini nasıl engellediklerini, bireylerin nasıl eğitilemediklerini,  bireylerin nasıl olmadık hatalı çıkarımlar yaptıklarını çok güzel açıklar. Uzmanlar da bu süreçten bağımsız değildir.

Sosyal bilişe baktığımızda; insanlar bilgiyi toplarken, hangi bilgilerin kullanılacağına karar verirken tamamen yanlı davranırlar. Öbür taraftan insanlar bilgiyi bütünleştirip bundan bir çıkarım yaparken yanlı davranırlar. Bütün bu süreçler gerçekleşirken bellek az kullanılacak, mümkün olduğu kadar az bilgiyle işlem yapılacak, bir konu hakkında sahip olunan inançlar kesinlikle değişmeyecektir.

İnsanlar bilgileri toplarken ve hangi bilgileri kullanacakken neler etkili oluyor?

  1. Önceden Beklentiler/Bilgiler

İnsanların bazı konularla ilgili önceden beklentisi veya bilgisi bulunmaktadır. Dolayısıyla o yönde bilgi toplama eğilimindedirler. Örneğin; insanları Fred’u sapık, Darwin’i bizden değil olarak görür. Bu yüzden Freud’un sapık olduğunu veya Darwin’in bizden olmadığını destekleyecek bilgileri toplar.

  1. İnsanlar Uyarıldıkları halde Yanlılıklarının Farkında Olmaması

İnsanlar dünya görüşlerinden dolayı, inançlarından dolayı ya da ideolojilerinden dolayı her şeye yanlı yaklaşırlar. objektif olma konusunda uyarsanız bile yanlı davranmaya devam ederler. Bu yanlılık, duygulardan dolayı da oluşabilir. İnsanları Örneğin; kardeşiniz hakkında bir değerlendirme yapacaksınız. Kardeşinizle aranızda duygusal bağlılık olduğu için objektif olmayı deneseniz de kardeşinizi kayırıcı değerlendirme yaparsınız.

  1. Küçük Örneklem Alma

İnsanlar herhangi bir konu hakkında karar verirken öncelikler yakın çevreye bakarlar. Örneğin; üniversite öğrencilerine öğrencilere ‘ Türkiye’deki kızların okullaşma oranı nedir? ’ diye sorulduğunda onlar ‘ Türkiye’deki kızların ve erkeklerin okullaşma oranı eşittir. ’ cevabını verirler. Ancak bu değerlendirme; kişilerin çevresine bakıp yapmış olduğu bir değerlendirmedir. Aslında Türkiye’de kızların okullaşma oranı oldukça düşüktür. Üniversite öğrencileri kendi yakın çevrelerinde kızlar ve erkeklerin okullaşma oranı eşit olduğunu gördükleri için bunu tüm ülkeye mâl ediyorlar.

  1. İstatistiğe değil Olay Tarihçesine Bakma(kendi yaşantısına odaklanma)

İnsanlar genellikle istatistiğe bakma eğiliminde değillerdir, kendi yaşadıkları ya da yakın çevresinin yaşadığı olay tarihçesine bakarlar. Örneğin; Türkiye’de kapkaç vakaları %17-%20 lerdedir. Birey bunu değerlendirirken kendisinin ya da yakın çevresinin bu olayı ne kadar yaşayıp yaşamadığına bakar.

  1. Olumsuz Bilginin Etkisi

Olumsuz bilgi her zaman olumlu bilgiden daha büyük etki yaratır. Bir bilginin yanına olumsuz bilgi koyduğunuz andan itibaren her şey birdenbire değişir. Bu yönde bilgi toplama da değişir. Örneğin; bir ürün hakkında araştırma yapmanız gerekiyor. Vatandaş bu ürünün içinde domuz yağı var diyor.(olumsuz bilgi) olumsuz bilgi ortama girdiği andan itibaren insanlar artık o yönde bilgi toplamayı bırakırlar.

İnsanlar genellikle kendilerini doğrulayacak bilgileri seçme eğilimindedirler.

Bilgileri topladıktan sonra bütünleştirirken karşımıza çıkan hata kaynakları nelerdir?

  1. Yanılsamalı Korelasyon

Bir olgu diğerini takip ediyormuş gibi algılanır. Buna birlikte değişme yargıları denir. Örneğin; yaramazlar zeki olur ön yargısında yaramazlık zekâyla birlikte gidiyormuş gibi algılanır. Güzeller aptal olur ön yargısında bir olgu diğerini takip ediyormuş gibi algılanır. Arada neden-sonuç ilişkisi yokken otomatik neden-sonuç bağı kurulmaya çalışılır. Örneğin; insanlar küçük örneklem alıyor. Bakıyor bir Yahudi ticaretle uğraşıyor. Sonra diğer Yahudi ticaretle uğraşıyor. Ondan sonra Yahudiler ticaretten anlar yüklemesini yapıyor. Sanki zorunlu neden-sonuç varmış gibi algılanır. Bu durum günlük yaşamda komplo teorilerinde görülür. Örneğin; bakıyor bir iki tane yönetici pozisyonunda Yahudi var, sonra Yahudiler dünyayı yönetiyor demeye başlar. Yanılsamalı korelasyonlar komplo teorilerinin önünü açarlar. O yüzden insanlar komplo teorilerine çok meraklı olurlar. Örneğin; gizli güçler, gizli evlere çok meraklı olurlar. Bunların arkasındaki temel dinamik yanılsamalı korelasyondur. Yanılsamalı korelasyonda; iki olgu arasında neden-sonuç ilişkisi varmış gibi algılanır.

  1. Çerçeveleme Etkisi

Bilgiyi nasıl sunduğunuzla ilgilidir. Reklamcılar ve programcılar çok kullanır. Sunulan bilgi olumlu bir şeyin içinde sunuluyorsa olumlu olarak algılanmaya başlanır. Sunulan bilgi olumsuz bir şeyin içinde sunuluyorsa olumsuz olarak algılanmaya başlanır. Örneğin; sigorta reklamlarında ‘ ayakkabılarını düşünüyorsunuz boyuyorsunuz, kıyafetlerinizi düşünüyorsunuz kuru temizlemeye veriyorsunuz, çocuğunuzu hiç mi düşünmüyorsunuz? ’ denir. Aslında reklam para tuzağıdır ama çocuğun ( olumlu bilginin ) içinde verilince insanların sigorta şirketine yönelimi oluyor.

Çerçeveleme etkisiyle ilgili Tversky ve Kahreman çalışması vardır. Aynı bilgiyi negatif ve pozitif sunduğunuz zaman nasıl etki yaratıyor? Deneyde denkler hasta ve hastalık tedavi edilmezse bütün insanlar ölecek. Elimizde 800 kişilik bir grup ve 20 aşı var. Eğer bu aşıları uygulamazsan hemen hemen 800 kişinin hepsi ölecek. Bu aşıyı uygularsak deneklerin  %65 i hayatta kalacak, %35 i ölecek. Bir gruba ‘ Aşıyı uygularsa %65 iniz hayatta kalacak. ’ deniyor. Diğer gruba ‘ Aşıyı uygularsak %35 iniz ölecek. ’ deniyor. Deney sonucunda birinci gruptakiler aşının uygulanması gerektiğini savunurken diğer grup aşının uygulanmaması gerektiğini savunuyor. Burada görülen çerçeveleme etkisidir. Eğer insanlara ilk önce olumlu bilgiyi verip daha sonra olumsuz bilgiyi verirseniz insanlara bilgiyi kabul etme eğilimindedir. Eğer insanlara önce olumsuz bilgiyi verip daha sonra daha büyük olumlu biliyi verseniz bile o bilgiyi kabul etmeme eğilimindedirler.

 

 

  1. Otomatik Değerlendirmeler

İnsanlar herhangi küçük bir ipucu yakaladıkları andan itibaren otomatik olarak karar verirler. Otomatik değerlendirmeler üzerine yapılan birçok araştırma vardır. Bunlardan biri de ayrımcılık ve ön yargı üzerine yapılan araştırmalardır. Bu araştırmaya batlığımızda; polis elinde kola şişesi olan zencinin resmini görünce ateş ediyor, elinde kola şişesi olan beyazın resmini görünce ateş etmiyor. İnsanlar ‘ zenciler suçludur ’ ön yargısından hareket ettiği için ateş ederler. Yine ABD’de ayrımcılık üzerine benzer çalışmalar vardır; polis elinde nesne olan pis adam resmi görünce ateş ediyor, elinde nesne olan takım elbiseli adam resmi görünce ateş etmiyor. Kişinin üzeri pisse otomatik değerlendirme süreci devreye giriyor ve ateş ediyor. İnsanların önceden bir beklentisi var. Bu beklentilerden hareketle bilgileri bütünleştirirken otomatik değerlendirme yapıp ona göre davranıyor. Otomatik değerlendirmelerle ilgili yapılan bir diğer araştırma da şudur; insanlara bir tane bulmaca veriliyor. Bu bulmacadan bilgileri seçmeleri isteniyor. Daha sonra yanına da yaşlı yazısını yazıyorlar. İnsanların bu bulmacada otomatik olarak seçtikleri kelimeler: yavaş, ihtiyar, hasta… hatta araştırma sonunda yaşlı yazısını okuyan insanlar ağır ağır çıkmaya başlıyorlar.

  1. Duygular ve Heyecanlar

Duygudurum insanların hangi bilgiyi seçeceğini, hangi bilgiyi bütünleştireceğini etkiliyor. Duygudurum hangi bilginin seçileceği ve hatırlanacağını da etkiliyor. Örneğin; insanlar neşeli durumdayken rahat ikna olurlar. İnsanlar mutluyken kendilerini mutlu eden olayları ve hatıraları çabuk hatırlar. İnsanlar mutsuzken etrafta kendilerini mutsuz edecek uyarıcıları daha çok seçerler.

Duygudurum belleği de etkiler. İnsanlar olumlu bir duygu yaşadılarsa bunu da bir bilgiyle ilişkilendirirlerse bunlar çabuk hatırlanır. İnsanlar olumsuz bir duygu yaşadılarsa bunu da bir bilgiyle ilişkilendirirlerse bunlar çabuk hatırlanır.

Duygudurum davranışlarımızı da etkiler. Yapılan araştırmalar şunu gösteriyor: insanlar neşeliyken daha çok alışveriş yapar çünkü düşünmeden karar verir. İnsanlar mutsuzken çok fazla düşünür. Dolayısıyla alışveriş yapma davranışı düşer.

Duygudurum bireylerin yardımlaşma davranışını üzerinde de etkilidir. Eğer insanlar mutluysa yaşadıkları hayattan memnunsalar yardımlaşma davranışı artar. Eğer insanlar mutsuzsa yaşadıkları hayattan memnun değillerse yardımlaşma davranışı azalır.

Duygudurum bireylerin değerlendirme süreçlerini bozar. Yapılan araştırmalarda; kişiler mutluyken kendi yeteneklerine bakma eğilimi içindedirler. Depresyon hastaları kendi yeteneklerini, yapabileceklerini daha gerçekçi olarak algılar. Ancak dış dünyayı daha bozuk algılar.

  1. Uzmanlık Yanlılığı

Uzmanlar, ‘ Nasıl olsa ben uzmanım, her şeyi biliyorum. ’ diye düşündükleri için herhangi bir konu hakkında araştırma yaparken az bilgi toplama eğilimindedirler. Bu durum da yanlış çıkarımlar yapmasına yol açar. Çünkü az bilgi toplama eğilimindedir.

  1. Güdüleme

Güdülenmişlik de yanlılığa neden olur. Genellikle insanlar kendi düşüncelerini destekleyecek bilgileri toplama eğilimindedirler. Örneğin; kişi bilime güvenmiyor. Bu kişi bilim hakkınsa bilgileri toplarken kendi güvenmemesini destekleyecek bilgileri topluyor: bilim zaten değişiyor, bilim kesin ifadeler kullanmıyor gibi.

Güdülenme yanlılığı benzeştirme ve zıtlaştırmaya neden olur. Örneğin; kişi kendi görüşüne uygun gazeteyi okur, tv kanalını izler. Kendi görüşünü destekleyecek benzer şeylere bakar. İş burada bitmez. Mesela rakip kanaldan kendi görüşüne uygun ifadeler gelse bile o kanalın kendisine uygun olmadığını bildiği için bu görüşün kendisine aykırı olduğu şeklinde zıtlaştırma etkisi başlar. Kendi savunduğu kanaldan kendi görüşüne aykırı ifade gelirse benzeştirme etkisi başlar: ‘ zaten bende böyle düşünüyordum, böyle demek istemiştim ’ der.

  1. Duygusal Tahmin

Güdülenme yanlılığının ortaya çıkardığı bir durumdur. İnsanlar kendi duygularından emin görünürler. Aslında insanlar duygularından emin değillerdir. İnsanların kendi duygularından emin olduklarını varsaysak bile bunun geleceğe yönelik tahminlerinde problemler vardır. Duygunun gerçek olduğunu varsaysak bile bu duygunun ne kadar sürüp sürmeyeceği tahminlerde problemler vardır.

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git