Gestaltçılar

Gestaltçılar
14 Temmuz 2015 tarihinde eklendi, 932 kez okundu.
  • Gestalt’ın kelime anlamı bütün, örüntü (parçaları birleştirip daha büyük bir şey oluşturur) demektir.
  • Gestalt psikolojisinin kurucuları Koffka, Könler ve Weitheimeir’dır.
  • Gestalt psikolojisi 1920’lerde ortaya atılır. Hiç kimse eleştirmediği için gelişmeden kalan tek psikoloji akımıdır. 1920’de neyse günümüzde de hala aynıdır.
  • Gestalt psikolojisi tamamen teoridir.
  • Psikoloji tarihinde ender bir yere sahiptir.
  • Gestaltçıların temel konusu algıdır. Algı; beynin kendisine gelen uyarıcıları anlamlandırmasıdır. Beyin, bu anlamlandırma işlemini önceki bilgi ya da yaşantıya göre yapar. Algının kendisi nesnel değildir. Bireyin ön bilgisi neyse ona göre algı değişir. O yüzden nesne algısı bile nesnel değildir. Bireyin ön bilgisi arttıkça algı da artar. Örneğin; dışarıdaki çime ot deriz ama bir botanikçi bizim ot dediğimiz şeyde daha farklı şeyler görür.

Bireyin ön bilgisi neyse ona göre öğrenir. Bu meşhur BİLGİ AÇIĞI HİPOTEZİ’dir. Bu hipotez Gestalt’tan çıkar. Ön bilgi arttıkça yeni şeyleri öğrenme düzeyi de artar. Bilgi açığı hipotezinde görünen manzara şudur: kişi hiçbir iş yapmıyor, yalnızca tv seyrediyor. Yalnızca tv seyretse bile bir şeyler öğrenir. Eğitimli bir kişi hiçbir şey yapmıyor, yalnızca tv seyretse bile bir şeyler öğrenir. Ancak eğitimli kişi her zaman daha fazla şey öğrenir. Dolayısıyla ön bilgisi fazla olanlar her zaman için daha avantajlıdır.

Gestaltçılar algı yasalarını ortaya atarlar. Phi fenomenden çıkmıştır. Resimler hareket edince farklı algılanır. Buna phi fenomen denir. Örneğin; yılbaşında ışıklar sanki hareket ediyormuş gibi görünür. Gerçekte var olan birinin yanıp diğerinin sönmesidir

Gestaltçıların Algı Yasaları

  1. Basitlik: aynı anda ortamda iki uyarıcı varsa basit olanı zihin daha çabuk algılar. Örneğin; düzenli şeyler göze hoş gelir, çabuk algılanır. Geometrik uyumun olduğu yerler göze hoş gelir, çabuk algılanır.
  2. Benzerlik: birbirine benzer uyarıcıları zihin daha çabuk algılar. Örneğin; marketlerde deterjanların bir yere konulması.
  3. Yakınlık: yan yana olan şeyleri gruplandırma eğilimimiz var. Örneğin; iki kişinin yan yana yürüdüğünü gördüğümüzde otomatik arkadaş diye gruplandırırız. Sınıfı gruplandırarak algılarız. Aslında sıradan başka bir şey yok.
  4. Süreklilik ya da devamlılık: arka arkaya gelen şeyler sanki devam ediyormuş gibi algılanır. Örneğin; yoldaki çizgiler.
    Duygu durumunu da etkiler. Örneğin; sabah kalktınız kötü bir olay yaşadınız. Sonra bir kötü olay daha yaşadınız. Sanki akşama kadar sürekli kötü geçecekmiş gibi gelir.
    müziğin anlaşılması, konuşmanın anlaşılması buna bağlıdır.
  5. Şekil-zemin: aynı uyarıcıya bakıldığında dikkat çeken şey şekil, dikkat çekmeyen zemindir. Örneğin; tahtaya baktığımızda tahtadaki yazılar dikkat çekiyorsa şekil beyaz kısım zemindir.
  6. Tamamlama: bilişsel yaklaşımlarda güdülenmenin kaynağıdır. Zihin önceden biliyorsa boşlukları doldurur. Tamamlama yüklenmenin kaynağıdır. Zihin boşlukları doldurma eğilimi otomatikman yüklemeye yol açar. Buna zeigornik etkisi denir. Tamamlama eğiliminden dolayı soruların cevaplarını merak ederiz. İnsanların dizilere meraklı olmasının arkasında da tamamlama eğilimi yatar.
  7. Algıda seçicilik: ortamda birden çok uyarıcı olacak. Kişinin ön bilgisi, güdülenmesi neyse ortamdakiler bir tanesini seçip onu algılar. Örneğin; karnınız aç ve dışarıda dolanıyorsunuz. Karnınız aç olduğu için sadece lokantaları seçersiniz. Algıda seçiciliğin en büyük sorunu, öğrenci ne anlatırsanız anlatın ön bilgisi neyse ona bağlı olarak algılar. O yüzden öğretmen ders anlatırken öğrencilerin ön bilgisini çok iyi bilmek zorundadır.
  8. Algıda değişmezlik: cisim, şekil, yer, parlaklık değiştirse de hala aynı olarak algılanmasıdır. Örneğin; masa üçgen ya da kare olabilir ama masa olarak algılarız. Konuşmanın anlaşılması ( ses tonu farklı), yazıları okuma (harfler farklı).

 

Bütün bu ilkelerin tamamına PRAGNAZ denir. Pragnaz; bütün zihinsel örgütlenmeler olabildiğinde eksiksiz ve tamdır.

Algı ön bilgiye bağlıdır. Bireyin ön bilgisi neyse ona göre algılar. Bireyin ön bilgisinden hareketle kendince anlam üretiyor. Buna pragnaz denir. Örneğin; bir konu hakkında hiçbir şey bilmiyorsunuz, konuya bakıyorsunuz anlamıyorsunuz. Zihin burayı boş bırakmaz ‘’saçma’’ dersiniz. Güzel demek pragnazdır.

GESTALTÇILARIN MEŞHUR ÇALIŞMALARI

İçgörüsel Öğrenme (Kavrayarak Öğrenme)

Koffka’nın maymunlarla yapmış olduğu çalışmalar var. Maymunu kafese koyuyor. Muz ve iki tane duvara yaslanmış şekilde duran sopa var. Maymun muza ulaşmaya çalışıyor. Zıplıyor olmuyor. Sonra duruyor. Bir süre sonra uzanıp sopayı alıyor daha sonra iki sopayı birleştirip muza ulaşıyor. Bu içgörüsel öğrenme.
Koffka’nın maymunlarla yaptığı ikinci deney şöyle: tavanda muz asılı yerde de dağınık şekilde durak kutular var. Hayvan muza ulaşmaya çalışıyor olmuyor. Sonra duruyor. Durduktan sonra maymun yerdeki kutuları alıp piramit şeklinde üst üste koyuyor ve muzu alıyor.

  1. Deneyde: maymun muza yetişmeye çalışırken muz şekil sopalar zemindir. Durup bekleyince sopalar şekil haline gelir. Soplar birbirine yakın olduğu için onları gruplandırıyor.
  2. Deneyde: maymun muza yetişmeye çalışırken muz şekil kutular zemindir. Durup bekleyince kutular şekil haline gelir. Bunları yakınlıktan dolayı gruplandırıyor ve muzu alıyor.
    Kavrayarak öğrenme zihnimizdeki algıların yeniden örgütlenmesi demektir. Ön bilgiye ihtiyaç vardır.

 

Kavrayarak Öğrenmenin Aşamaları

  1. Öncesinde deneme olacak
  2. Mutlaka ara verme süreci olacak
  3. Çözüme geçiş birden bire olur
  4. Çözüm tamdır. En ufak eksiklik yoktur.
  5. Kişinin yakaladığı şey ilkedir. İlkeyi yakaladığı için bu ilke çok farklı alanlara transfer edilebilir. Kişi ilkeyi kendi yakalarsa kolay kolay unutmaz.

Kavrayarak Öğrenmeyi Nerde Görüyoruz?

  • Bilim insanlarının çalışmalarında görülür.
  • Sanatçıların ilham dediği şeydir.
  • Öğrencinin anlamadığını anlaması

İçgörüsel öğrenme aslında yaratıcılık demektir. Yaratıcılığın aşamalarına baktığımızda; Öncesinde çabalama aşaması (deneme aşaması), kuluçka aşaması (ara verme aşaması), aydınlanma aşaması (çözüme geçiş aşaması) var. Yaratıcılığın ve içgörüsel öğrenmenin baktığımızda sadece isimlendirme farkı vardır.

Yaratıcılığın Önündeki En Büyük Engeller

  1. İşleve takılma: nesneler gerçek işlevi dışında kullanılmadığı takdirde kişi yaratıcı olamaz.
  2. Algısal eğilimler: ön bilgiye göre algısal eğilimler değişmez.
  3. Güdülenme: dışsal kaynaklıysa yaratıcı olamazsınız. Herkes beni beğensin diye hareket ederseniz yaratıcı olamazsınız.
  4. Kültür: kültür yaratıcılığı öldürür. Yaratıcı insanlara baktığımızda toplum ve çoğa aykırıdır.
  5. Eğitim: özellikle aşırı uzmanlaşma yaratıcılığı öldürür. Kişinin yaratıcı olması için farklı alanlarda uğraşması gerekir. insanların en fazla yaratıcı olduğu zaman 2 ile 6 yaş aralığındadır. Hayal gücünün serbest olduğu zaman dilimidir. 11 yaşından itibaren herkes eşit ölçüde kısırlaşır.

Üretici Düşünme (Yaratıcılık Eğitimi- Iraksak ya da Farklı Düşünme)

Wertheimer kavrayarak öğrenmeyi sınıfta yapalım der. Kavrayarak öğrenmeyi sınıfta yapmaya üretici düşünme denir. Öğrenci ilkeyi kendisi yakalayacak ya da keşfedecek. Yeni çözüm yolları geliştirecek. Birden çok problemi çözecek hale gelecek. Buna üretici düşünme denir.

Wertheimer şöyle ayrım yapar:

1.Tip problem Çözümü (A Tipi): kişi kendisi yeni çözüm üretir.

2.Tip problem Çözümü (B Tipi): Çocuk formülü ezberleyip problemi çözer. Kapalı alanda problem çözmedir. İnsanlar genelde bunu kullanır.

GESTALTÇILAR— > http://www.rehberlikvepsikoloji.com/gestalt-psikolojik-danisma-kurami/2014/07/

Etiketler:

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Sayfa başına git